The Crown’u seyrettim, ilk
iki sezon biraz yavaş bir temposu var. Prenses Margert ve Di diziye renk
katıyor. Üçüncü sezonda oyuncular değişiyor ve yıldızlar karması geliyor. 60
ları ve 70 leri konu alan dizileri seviyorum. Olağanüstü değil ama kendini
seyrettiriyor. Kafa dağıtmak için güzel. 3. Sezonun 7. Bölümü Philip’in hayatı
sorguladığı bölüm ise dikkate değerdi.
Geçen aylarda 95 den beri
kullandığım bilgisayar programını bıraktım. Alıştığım bir şeyi bırakmam çok güç
oluyor, bu bana onlara karşı ayıp etmiş gibi hissettiriyor.
Sonunda sakin günlere denk
geldik. Bir 10-15 günlük sakin boşluğum var. Bu günleri sağlık için ayırmayı
düşünmüştüm.
Uyku konusunda biraz daha
gayretliyim. Gün içinde uyku saatine bir rutin bırakmamaya çalışıyorum
bugünlerde. Facebook u bıraktım, Twitter ı da öyle. Gün içinde pc açıkken
birkaç kez giriyorum, cebten kaldırdım. Gel gör ki instagram bağımlılığına hep
yenik düşüyorum. Ve bazı akşamlar instagram beni esir alıyor. Şu ara kaldırıp
kaldırıp tekrar koyuyorum. Youtube da izlediğim bir video bunun bir dopamin
bağımlılığından kaynaklandığını söylüyor. Link bu olabilir, bu da fena değil. Yine de
işin içinde derinde daha başka bir şey varmış gibi geliyor. Dopamin doğru
yanları olan kolay bir cevap.
Uzun süredir anlamı olan bir
şeyle uğraşmadım. Yani daha derin bir anlama beni bağlayıp, sukünete
ulaştıracak. İyi filmleri seyretmeyi ertelemem beni şüphelendirdi. Kendime bakışım
değişmiş olabilir, ya da yaptığım işlere yüklediğim anlamlar. Belki de sadece
yorgunluktur. Yine de kardeşimle “Leyla’nın kardeşleri” ni seyrettim ve bundan
haz aldım. Daha sonra deepseek ile filmi tartıştık, o da iyi geldi. Suda
gelişigüzel sürüklenen bir cisim gibi hissetmekten bir müddet beni kurtardı.
İyi bir film iyi bir roman gibi bence. Gerçi artık roman okumak zaman kaybı
gibi gelse de.
Şu aralar dört yıl önce
seyrettiğim “Sopranos” u tekrar izlemeye başladım. Biraz da böyle oyalanacağım.
