5 Temmuz 2026 Pazar

50

 

The Crown’u seyrettim, ilk iki sezon biraz yavaş bir temposu var. Prenses Margert ve Di diziye renk katıyor. Üçüncü sezonda oyuncular değişiyor ve yıldızlar karması geliyor. 60 ları ve 70 leri konu alan dizileri seviyorum. Olağanüstü değil ama kendini seyrettiriyor. Kafa dağıtmak için güzel. 3. Sezonun 7. Bölümü Philip’in hayatı sorguladığı bölüm ise dikkate değerdi.

 

Geçen aylarda 95 den beri kullandığım bilgisayar programını bıraktım. Alıştığım bir şeyi bırakmam çok güç oluyor, bu bana onlara karşı ayıp etmiş gibi hissettiriyor.

 

Sonunda sakin günlere denk geldik. Bir 10-15 günlük sakin boşluğum var. Bu günleri sağlık için ayırmayı düşünmüştüm.

 

Uyku konusunda biraz daha gayretliyim. Gün içinde uyku saatine bir rutin bırakmamaya çalışıyorum bugünlerde. Facebook u bıraktım, Twitter ı da öyle. Gün içinde pc açıkken birkaç kez giriyorum, cebten kaldırdım. Gel gör ki instagram bağımlılığına hep yenik düşüyorum. Ve bazı akşamlar instagram beni esir alıyor. Şu ara kaldırıp kaldırıp tekrar koyuyorum. Youtube da izlediğim bir video bunun bir dopamin bağımlılığından kaynaklandığını söylüyor.   Link bu olabilir, bu da fena değil. Yine de işin içinde derinde daha başka bir şey varmış gibi geliyor. Dopamin doğru yanları olan kolay bir cevap.

 

Uzun süredir anlamı olan bir şeyle uğraşmadım. Yani daha derin bir anlama beni bağlayıp, sukünete ulaştıracak. İyi filmleri seyretmeyi ertelemem beni şüphelendirdi. Kendime bakışım değişmiş olabilir, ya da yaptığım işlere yüklediğim anlamlar. Belki de sadece yorgunluktur. Yine de kardeşimle “Leyla’nın kardeşleri” ni seyrettim ve bundan haz aldım. Daha sonra deepseek ile filmi tartıştık, o da iyi geldi. Suda gelişigüzel sürüklenen bir cisim gibi hissetmekten bir müddet beni kurtardı. İyi bir film iyi bir roman gibi bence. Gerçi artık roman okumak zaman kaybı gibi gelse de.

 

Şu aralar dört yıl önce seyrettiğim “Sopranos” u tekrar izlemeye başladım. Biraz da böyle oyalanacağım.

 

5 Nisan 2026 Pazar

Lüksün izinde


 

    Netfliks beni şaşırtan bir belgesel hazırlamış. Grafikler, resimler için epeyi çaba harcanmış; ciddi bir emek var, beğendim. Katılımcılar her kesimden, Victoria Beckham bile var. Konu Osmanlı'da, Anadaolu'da lüks.

     Bence lüksün izinden ziyade "Bir zevkin izinde" olmalıydı. Başlık konuyu zorunlu olarak elitist bir çizgiye taşıyor, sınırlıyor. Zevk olarak alınsa idi Osmanlıda yaşayan halkların ortak beğinisi, güzellik algısı olarak ele alınabilirdi. Cumhuriyet sonrası dönem için böyle vurgu var ama öncesi için yok.Bir tekke musikisi olabilirdi, zevkin esnaf lokantalarına, sokak lezzetlerine yansıması belki. Yine bazı minyatürlerde Hint etkisi gördüm ama bu da sanatçının yorumu herhalde. 

   Bir tanıtım yazısına dönüşmemesi için bir iki alıntı ekleyeyim, konu uzamasın, işi uzmanlarına bırakalım..

   "Ben şimdiye kadar hiç kayıtsız kalan birini görmedim, incelikle yapılmış bir eşikten geçen kapıdan geçen ya da bir bahçe duvarının önününde duran birinin gördüğü şeye karşı aldırmaz olduğunu olduğunu görmedim."

"Doğulu muyuz, batılı mıyız noktasında  hep bu sorular kendimize sorduğumuz sorular ve ne mutlu ki sokağın sağ tarında 2026 yı yaşarken sol tarafında 1800 lerden kalma harika bir duvar ile karşılaşıyor olmak seni sorgulatıyor," "Bence sadece bir taraf olmadığımızı kabul etmeliyiz, Biz Doğulu değiliz, Batılı da değiliz.İkisi birdeniz. Bu zıtlık her zaman kafamı karıştıran bir şey olmuştur. Ama sonra bunu beni tanımlayan bir şey olduğunu anladım"

     Kimlik sorgusu yakamızı bırakmayan bir dert olduğu kadar bir lütuf da aynı zamanda. Yeni şeyler söylemenin motivasyonu. 

   *

    Bence belgesel Anadolu zevkinin izini sürmek adına güzel bir giriş olmuş. Çok farklı açılardan meseleyi ortaya koymuş, bir yol haritası çıkarmış. Bir sanat tarihçisi, felsefeci (estetik üzerine) yoktu, bence bunlar eksiklikti.  Devam bölümleri de olsaymış, biraz daha geniş bir perspektiften bakabilseymiş  önemli bir belgesele dönüşebilecek potansiyeli barındırıyormuş.

 Youtube daki tanıtım videosu

 


 



   


   

   

 

11 Şubat 2026 Çarşamba

Geceden

 


             Gece yarısı saat 2.30 da yeni bir soru geldi. Hep bu yazama isteği zaten en sıkışık zamanlarda gelir . Bari kısaca not alayım. 

             Kürşad Hocanun  Prütanizm videosunu dinledim bankaları yazarken. Sonra Hatırla Sevgili videosu önüme düştü, bir kez daha gülümseyerek bitirdim (bugün olsa gidemiyeceğim konseri kıskanmadan izlediğimi fark ettim, bol keseden kendime bir artı verdim) arkasından İncesaz Mazi kalbimde bir yaradır geldi.

 Hoca Amerikayı Amerika yapan düşüncelerin peşindeydi. Bizi biz yapan ne diye durdum düşündüm gece yarısı. (Şimdiki bizi değil, eski Türkiyeyi, neticede ben eski Türkiyeliyim, net)  "Müziğimizi anlamayan bizi anlamaz" geldi gene aklıma.  

 Halk müziği, klasik müzik dert anlatan, içini döken - müzikte aslında söz önce çoğunlukla (?) sanki sohbeti önceleyen. Ağır başlı neşe (?) şimdi önümze düşen ise Σε καινούρια βάρκα μπήκα- Ηλιάνα & Αναστασία Φεργαδιώτη hadi bakalım çık içinden :) Kızları kısa bir notla tebrik edererek aklımda sorularla 4 de uykuya gittim

9 Aralık 2025 Salı

2025/12

 


               Pluribus' a başladım.  Oldukça tuhaf bir konusu var, izlediğim bir çok şeye benziyor ama aynı zamanda hiç birine de benzemiyor. Bir çok filme gönderme var. Senaryosu Break Bad'ın yazarı Vince Gilligan tarafından yazılmış. Öbür dizilerde olduğu gibi senaryodaki ince işçilik hemen fark ediliyor. Her bölümde bunun üstüne ne olabilir ki diyorsunuz, bir sonraki bölümde daha şaşırtıcı bir şeyle dönüyor. Öte yandan benlik, bireysellik, bütünlük gibi konularda felsefi tartışma açıyor. Dizide herkesin chatgpt/siri karışımı mutlu bireyler?(/biz) olduğu bir ütopya (/distopya?) nasıl olurdu sorusuna bir cevap var. Üzerine çok konuşulacak sanırım.

             2025 de olağandışı bir şey yok gibiydi. Karikatürdeki gibi, " Geçmiş senenin aynı"ydı Düz bir seneydi. İş olarak çok yorucuydu.  

               Çok şükür büyük hastalıklar yoktu. Yürüyüş performansı biraz geriledi. Geç yatma geç kalkma ise hala düzeltilememiş problemlerden biri.

    



 25 senedir kullandığım muhasebe programını bu sene bırakıyorum. Yeni programla sanırım işler biraz daha hızlı olacak. Yeni program alındı, şifresi geldi. Eski firma ile henüz konuşmadım, bu yüzden biraz stresliyim. Bende marka sadakati had safhada. 

 

Gelecek sene işten  vakit bulursam biraz youtube la uğraşmayı düşünüyorum. Güzel başlamıştım devamı gelmedi. Belki trade de vakit kalır. Yani kendim için biraz zaman ve heves istiyorum yeni seneden. Rutinlerimi korumak da var isteklerimden.. 

Uzun  süreli rutinlerde insan bazen yolunu kaybediyor, niye başladı bu işe unutuyor. Ya da ne bileyim hevesi kayboluyor, dikkati dağılıyor. Bu da rutinin disiplinini bozuyor.  Benim yürüşümün gerilemesinin arkasında bu var sanırım. Dikkatimi ve hevesimi kaybettim. Yeni senede dikkatimi burada tutmaya çalışacağım.

Düşündüğümde bu sene için şükredecek çok şey var. Onları yeni senede korumak, büyütmek ve iyileştirmek dileğiyle, herkesin yeni yılı kutlu olsun. 



Kendime Finans Notları 2025

   Finansal olarak yatırım serüveninin ikincisi senesini tamamladım. Beklediğim hedeflerin bazılarına ulaştım. Bu sene Amerikan piyasalarını keşfettim, Belki bu bir artı olarak kaydedilebilir. Ek olarak küçük bir fon kurdum, orada hedefin dörtte üçüne yaklaştım. Çin piyasasına nasıl yatırım yapılır onu keşfettim ama o henüz beklemede. Seneye hedefim nitelikli yatırımcı hedefine ulaşmak. Bütün bu çabalar ileri yaşlarda ek bir pasif gelire sahip olmak için. Sene sonunda çıkan vergiler can sıkıcıydı. Mecburen acil ihtiyaç fonundan harcayacağım. Gelecek senenin başlarında bu fonu tekrar eski seviyesine taşımam gerekecek, belki biraz büyütmek de iyi olabilir.  

CURB YOUR ENTHUSIASM

19 Kasım 2025 Çarşamba

202511 *

 

 Billion' u izlemeye başladım., İkinci sezondayım. Şaşırtıcı derecede Sopranos a benziyor. Gerçi burada aleni bir şuçlu yok. Ancak borsa söz konusu olduğundan burada suç içerden bilgi ile trade,  Dizi borsacı, şirketin psikoloğu ve onun takıntılı, kompleksli aynı zamanda hırslı savcı kocası üzerinden kurulan üçgen üzerinden ilerliyor.  

Rosetta Stone a üye oldum. Aslında plan bu sene A2 yi almaktı. Ama henüz A1 i daha sindiremedim. Ciddi bir tekrar yapmam gerek. Vakit de olmadı. Neticede A2 seneye kaldı. Niye Rosetta? Ucuz olduğu için, başka bir sebebi yok. Sonradan chatGPT de uygulamaları karşılaştırdım, başlangıç için iyi dedi. İtalyancadan tamamen uzaklaşmak istemedim. Her gün çalışamıyorum ama yine de yavaş da olsa ilerliyor ve iyi bir egzersiz oluyor. Hiç yoktan iyidir.


Twitterda enterasan bir videoya denk geldi. Savaş sonra erkeklerin evlenmek için gazetelere verdikleri ilanlar. O zamanın erkeği daha özgüvenliymiş. Bugünün erkeği buna aile içinde ezileceğinden korkarak asla cesaret edemez. Muhtemelen sosyal roller o zaman daha net. Ve herhalde olumlu örnekler de var. Ama yine de erkeğin gelirinin azlığı ile ezilmesi, küçümsenmesi hatırladığım bir kaç eski romanda da var. Bugün evliliklerin yok olması da fakirlikten. Herkes bireysel başarısızlık gibi anlamaya meyilli ama işin sosyal bir yanının olduğunun da herkes farkında. Neyse uzun mevzu, bu kadar yeter. Eskiye hep şimdinin bakışı ile baktığımızdan anlamakta hep aciz kalıyoruz.


Youtube da yeni bir akıma denk geldim. Ferdi Tayfur şarkılarının yapay zeka ile yeniden düzenlenmesi.  Ne var bunda diyebilirsiniz? Ama düzenlemeler italyanca opera tarzı olunca oldukça ilginç olmuş. Epeyi bir parçaya düzenleme yapılmış, birini bırakayım. 

https://www.youtube.com/watch?v=rkFv0FdXURU


22 Ekim 2025 Çarşamba

202510

 


Wordpresten blogspota taşınmak zorunda kaldım. Wordpress yazdığım yazıları kafasına göre değiştirmeye başladı. Niye böyle yaptığını bulamadım, gerçi araştırmadım da. Ayda yılda bir yazdığım bir blog.    


Öğle yemeklerinde Ted Lasso'yu tekrar izledim. Ondan sonra geçen hafta Hayat'ı seyrettim. Üç saatlik filmi neredeyse bir haftaya yayarak takip edebildim. Genelde beğendim. Zeki Demirkubuz hikayenin kritik noktalarında gene mini tiradlarla hem hikayeye hem de karaktere derinlik kazandırmaya devam ediyor.  Başarılı hikayelerin, dizilerin, filmlerin vaz geçilmezi. Breaking Bad'de de vardı. 


Spoilier : Film Hicranla Rıza'nın hikayesi. Benim anladığım, Hicran adını koyamadığı bir öfke taşır. Bu öfke onu sertleştirir ve gözünü kör eder, kendine zarar verecek, geleceğini yıkacak kararları almakta aceleci hale gelir. Rıza ise yaratılıştan bir kaderin esiridir ama annesi gibi de değildir, olanı biteni soğuk kanlı değerlendirebilir ya da bunu öğrenir. Sonrasında Hicranla yaptığı konuşmayla onu kendine getirir. Hikaye biraz da bu iki genç insanın karakter gelişimleri üzerine sanırım.


Önümüzdeki ay peşin vergi var.. Stresi şimdiden başladı. Öbür yandan mahsupların bu sene erken bitmesi vergi yükünü artırdı. Ayın iki can sıkıcı gerçeği. Maliye ise önceki senelere göre her zamankinden daha acımasız. Yetmiyormuş gibi mesleği yapılmaz hale getirdi. Muhasebenin geleceği karanlık. Önümüzdeki sene kapatan çok olur. Kapatamayanlarsa yolunu arıyordur. Büyük konuşmayayım, önümüzdeki sene yeni mükellef almam

2 Eylül 2025 Salı

Taşınma telaşı



           Merhaba ortalık biraz dağınık. Ortalığı bir toplayayım, font ayarını büyüteyim, yazmaya başlayacağım.

           Eski siteyi merak edenler için .https://mumdangemiler.wordpress.com/